Sevgili okuyucu,
Hosgeldin dunyama.
Uzun zamandir dusundugum bir seyi, nihayet hayata gecirmenin
sevinci ile yaziyorum ve bir de icten bir tesekkur icin. Beni ben yapan
herseye, herkese tesekkuru bir borc bilirim.
Tam da bundan yola cikarak dedim ki neden blog yazmiyorum. 26
yila sigdirdigim guzel insanlarim, onemli kararlarim, hayat derslerim,
seruvenlerim var.
Evet, o halde yazmaliyim!
Mutfaktaki vanilya kokusundan basliyorum, renkli pecete
koleksiyonlari, siyah beyaz fotograf albumleri, ses kayitlariyla dolu kasetler,
kartpostallar. Herkesin kendince hatirlama sekilleri var anilarini, benimkiler kokularla, sarkilarla kodlu. Benim icin hayat hic yasamadigim yetmisler
de, seksenler de, dedemin oykulerinde, annemin cocukluk arkadasliklarinda,
saklanan bir yuzukte, arkasinda tarih olan bir fotografta. Bundan olsa gerek nostaljik yanim hep agir basar.
Gel gelelim hayat pek de yukarida anlattigim gibi devam
etmiyor, sobada kestane zamanlarinda kalinamiyor demem o ki. “Kabugundan
siyrilacaksin arkadasim” dedi bana ve seruven basladi. Universiteyi baska bir
sehirde, tek basima okumam gerektiginde israr eden ailem, bugunlerimin
mimaridir suphesiz. Dunyanin bir diger ucunda, Amerika’nin ulkeme en uzak bolgesinde,
yalniz basladigim seruvenimin ucuncu yilina giriyorum. Hayat hakikaten pandoranin
kutusu, her turlu duygu icinde bir arada, basina buyruk sanki biraz da, plan
yapma alasagi ederim der gibi hep, saygiyla egiliyorum onunde ve yarattigi
guclu kadin icin bir kez daha tesekkur ediyorum!
Ellerimin de, zihnimin de pasini siliyorum. Kisa bir sure
sonra asil seruvenlerimi paylasmaya baslayacagim.
Takipte kal okuyucu,
Sevgiler..
No comments:
Post a Comment