Friday, July 22, 2016

Bu aralar hayat fazla hizli, bir o kadar da mutlu gidiyor. Buyuk degisimler geciriyorum, geciriyoruz ailecek. 2015’den 2016’ya gecerken Seattle'daydik, yilbasi gecesi soylemistim bu yil hizli olur diye. Olsun, yeter ki saglik da olsun yaninda.

En guzel gelisme, 25 Mart’da kendi ailemizi kurmak icin attigimiz ilk adimdi. Ben Amerika’dan, esim (15.06.2016 itibari ile) Ingiltere’den geldi o hafta sonu, ilk aksam bir tanisma yemegi yendi aile arasinda, pek keyifliydi. Surec en cok da aileler icin guzellesiyordu, yillar oncesine dayanan tesadufler guzel bir dostlugun temellerini atiyordu. Yedik, ictik, eglendik, gulduk, konustuk, eskiler yaad edildi bolca. Basariyla atlattik ilk tanismayi. Biliyorduk bundan sonrasi daha kolaydi. Boylece, zaten 1 Kasim 2008’de birbirimize verdigimiz sozu, aileler bizler adina onayladi ve duyurdu, guzeldi, yasanmaya deger bir andi, hafizama kazidim.

Bir hafta sonra San Francisco’ya geri dondum, hala yapilmasi gerekenler vardi. Okul bitmemisti ve muhakkak bitmeliydi. Varir varmaz yogun bir tez yazma surecinin icinde buldum kendimi. Aynada gordugum kadariyla uc tel sacim beyazlamisti fakat ben kararliydim. Bu okul zamaninda, iki yilda bitecekti ve ben Mayis ayinda mezun olacaktim. Dugun tarihimizi 20 Agustos’a almistik bile, Haziran ayinda da nikah, herseyi planlamistik. O gunlerde ne kadar azimli bir insan oldugumu farkettim. Uyumadim, pek yemedim, bolca kafein tukettim, akittigim gozyaslari da cabasi. Esimin ve ailemin sevgisi, destegi ile ustesinden geldim bu surecin. 3 Mayis’da tezimi basariyla savundum, 25 Mayis’da teslim ettim. Tarifi zor bir sevinc, gurur, ozguven bu. Iki bucuk yildir Amerika’daydim ve burada olus sebebimdi yuksek muhendis olabilmek. Bunu basarmis olabilmek, gercekten tarifi zor bir mutluluktu. Bitis cizgisini ilk gecen maraton kosucusunun sevinciyle aldim belgemi. Mezuniyet torenim AT&T Park’daydi. Sevgilim elinde kamera, tum gun, her animi kaydetti. Allahim! Ne buyuk mutluluktu yasadigim... Tez hocamin, iki yilda masterini bitiren ilk ogrencisi olmustum. Bu yuzden biraz (baya) zorlastirmisti bu sureci bana. Ama ben gozlerimden alevler sacarak savastim onunla. Bu emek benimdi, kimselere vermezdim, vermedim de!

Tabi ki bir seyahati fena halde haketmistik. Arizona’yi kucaklamaya hazirdik. Uc gunluk bir geziydi bu, ama en unutulmazlar arasina girdi. Onunla dunyanin ucuna giderim o ayri… Ver elini Grand Canyon, Antilope Canyon, Horseshoe Bend, Phoenix, Flagstaff. Cok keyifli bir jeoloji turu yaptik.
Sonra valizlerimi toplamak icin son kez, ogrenci olarak San Francisco’ya dondum.
Turkiye’ye donmek dusundugumden daha kolay olmustu. Aileme, sevgilime, yeni hayatimiza kavusmak icin sabirsizdim…


Friday, February 26, 2016

Hepimiz sira disi yanlarimizdan besleniyoruz, hirslarimiz, ozlemlerimiz, pismanliklarimizdan. Guclendiren duygular cunku bunlar bizi. Hamur gibi yoguruluyoruz bin bir cesidiyle, evriliyoruz. Sanirim birbirimizden ayrildigimiz nokta, kendimizi bu akisa ne kadar birakabildigimiz, zira cogumuz tekrara dusuyor farketmeden. Mesela, rutin denilen sey..tehlikeli bir kelime. Ozgur yanim hic barisik degil onunla. Ruhumu cendereye sokmak gibi. Bir tarafta da duzen var icinde, guven. Egitim, cevre, statu bizi yontarak sekil veriyor ama biz o sekilsiz hamuruz aslinda. En ilkel yanimiz hep bizimle, sadece biz taniyoruz onu.Yillar once okudugum bir psikoloji kitabi, tasidigimiz her genin icinde gizli bir hikaye oldugundan bahsediyordu. Buyuklerimiz, bize hikayelerini biyolojik yollar ile miras birakiyormus. "E madem herkes bir ornek olurdu" diyebilirsiniz cunku bende boyle gecirdim aklimdan ilk okudugumda. Fakat kitap soyle devam ediyor; "bu genler, yalnizca onlari aktiflestirecek olaylar yasadigimiz surece kendini gosteriyor". 18 yasindaki bir hastasinin, anlasilamayan bir sebep ile nefes alamamaya baslamasi ve hayati fonksiyonlarinin zayiflamasi ile hastaneye kaldirilmasina dayandiriyor psikolog hipotezini ve bu kitabi yaziyor. Genc cocuk yuruyus yaptigi sirada fenalasiyor ve bir basak tarlasinin yaninda baygin halde bulunuyor. Yapilan tum tetkiklerin son derece normal cikmasi, olayin psikolojik boyutunu akillara getiriyor. Gencin gecmisine donuluyor, aile agaci cikarilip, olabildigince bilgi toplanmaya calisiliyor. Sonunda teshisin, yillar once savas zamani yasamis buyuk babasinin, tum ailesinin dusman askerleri tarafindan oldurulmesine dayandigina karar veriliyor. Buyuk babanin ailesiyle yasadigi ev, ucsuz bucaksiz bir basak tarlasinin hemen yanibasinda. Dusman askerlerinin kapiya dayanmasi ile aile, evin en kucugu olan buyuk babayi, evde guvenli bir yere saklayarak kaciyor fakat askerler tum aileyi basak tarlasinda yakalayarak olduruyor. Silah seslerini duyan cocuk saklandigi yerden cikiyor ve tarlada tum aile fertlerinin olduruldugune sahit oluyor. O kucuk cocuk icin, basak "olum" olarak kodlaniyor ve genetik olarak torununun cocuguna aktariliyor. 18 yil boyunca basak goren, basak iceren yemekleri yiyen bu cocuk, sadece uccus bucaksiz bir basak tarlasi gordugunde, tasidigi o gen aktiflesiyor ve tum vucudu oluyormus gibi bir reaksiyon veriyor. Cok etkileyici buldum ben bu hikayeyi. Dusundugumuzden cok daha karmasigiz gercekten.
Sirf su calkantili ruh halimin sucunu birilerine atabileyim diye onca sey yazdim, bilimsel veri kullandim, referans verdim:p Bir dahaki gunah cikartmada gorusmek uzere!
Bilimle!

Saturday, January 23, 2016

Mumlarla kapli, dort bir yani aynalarla cevrili bir salondayim, fonda uzak dogu muzikleri..Yoganin hayatima girmesiyle birlikte sadece bedenim degil ruhumda rahatliyordu. Hemen hemen her gun katildigim 1 saatlik egitimler beni pamuk seker kivamina getiriyor, "yogi"lik mertebesine bir adim daha yaklastiriyordu :p.
Prensip olarak kapali alanda yapilan spora karsi olsam da, "ama sonucta yoga bir felsefe" diyerek gecistiriyorum. Katildigim egitimler boyunca, kendime ayirdigim zaman, bana dusunmek icin firsat olmaya devam ediyor. Haftada dort gun kendimle toplantim var diyebiliriz simdilik. Her toplantida bir baska yere gidiyorum.
Mesela bugun, 21 yasima dondum. Hoop, 5 yil geri sar. Universite ikinin yazi. Cicek gibi bir temmuz ayi, hatta ayin 10'u. Apar topar evden cikiyoruz, sirtimda dagci cantasi. annemin gozleri nemli, biraz korkulu, babam daha rahat, guvenli. Istanbul otobusune yetistirmeye calisiyor beni, son gaz gidiyoruz terminale. Annemin tersine, babam son dakika insani, araba ile otobusun yolunu kesiyor, tam opemeden birbirimizi, biniyorum acele ile otobuse. "Bir film sahnesini daha yasadim su kisa omrumde" diye geciriyorum icimden.
Rota: Almanya. Ilk yurtdisina cikisim. Hayatimizin ilk gercek macerasi. 25 gun, 10 ulke. O zamanlar akilli telefonlar yok, tur rehberimiz falan da yok. Kalin bir dosya sirt cantalarimizda, tum ucak biletlerimiz, otel rezervasyonlarimiz. Ben tabi tedarikliyim, not defterimi aldim yanima, Turk konsolosluklari, polis, ambulans numaralari, otel adres ve telefonlari hazir. "Gezilecekler, yenilecekler, alinacaklar" listesi ellerinizden oper.
Berlin'deki donerciler, Amsterdam'da gecen flu 2 gun -hayat guzel mod on-, Prag'daki kalbur ustu restaurant, Milano'da 7 kisi ve onlarca sinekle birlikte kaldigimiz otel odasi, Viyana'da gecenin bir vakti calan yangin alarmi ve homeless kadin, Eiffel'in tepesinde yudumladigimiz sarabin tadi, Barcelona'da kucakta tasindigim 100 basamakli merdiven, Roma havaalaninda sabahlamamiz..
Bugun zorunlu bir ihtiyac dolayisiyla gittigim, yasam enerjimi bir saat icinde dusuren, arti sonsuz katli alisveris merkezi de, en az gittigim yoga dersleri kadar etkili oldu bu yaziyi yazmamda. Iyi ki varsiniz uzak dogulular<3
Diger yazida goruselim..
Sevgiyle..